Geçtiğimiz hafta Öncü Gazetesi'nde yayımladığımız "İsteyen de aynı, karşı çıkan da aynı" başlıklı manşet haberimizin ardından bazı değerlendirmeler yapıldı. Yapılan eleştirileri dikkatle dinledik. Çünkü gazetecilik, eleştiriye kulak tıkayarak değil, gerektiğinde kendini sorgulayarak yapılan bir meslektir.
Öncelikle altını çizmek istediğim bir konu var.
Bugüne kadar kurumumuzun kapısı herkese aynı şekilde açık oldu. Kimsenin siyasi görüşüne, makamına, unvanına ya da yakınlığına göre haber yapmadık. Doğru neyse onu yazmaya, yanlış neyse onu da söylemeye çalıştık. Bundan sonra da değişen hiçbir şey olmayacak. Ki, tüm siyasi partilerle de çalışıyoruz.
Söz konusu haberde, Yeniden Refah Partisi Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi ve Karasu İlçe Başkanı Hakkı İskender'in, Sakarya Büyükşehir Belediye Meclisi'nde Karasu'nun önemli sorunlarını gündeme taşıdığı bir gerçekti. Su tarifeleri, Çamdağı ve Darıçayırı Barajı ile Maden Deresi ulaşım yolu gibi ilçemizi yakından ilgilendiren konularda sorular yöneltti. Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar da bu sorulara meclis kürsüsünden cevap verdi.
Ancak haber hazırlanırken kayıt dökümünde bir eksiklik yaşandı. Metin oluşturulurken sorular yerine doğrudan verilen cevaplar esas alındı. Bunun sonucunda da haber, sanki Alemdar bu konuları kendiliğinden gündeme getirmiş gibi algılandı.
Oysa tek bir cümleyle bu durum açıklığa kavuşabilirdi:
"Yeniden Refah Partisi İlçe Başkanı Hakkı İskender Karasu'nun sorunlarını gündeme taşıdı, Başkan Yusuf Alemdar da bu sorulara cevap verdi."
Evet...
Bu eksiklik bizim gözümüzden kaçtı. Hata varsa kabul etmekten çekinmeyiz. Çünkü hata yapmak ayrı, hatayı bile bile yapmak ayrıdır. Bizim kurumumuzda hiçbir kişi ya da kuruma bilerek yer vermemek, emeğini görmezden gelmek ya da siyasi düşüncesinden dolayı haberini görmezden gelmek gibi bir anlayış yoktur, olmadı da olmayacaktır da. Bizi görmezden gelirseniz biz de görmezden geliriz. Bu gerçeği de es geçmeyelim ama bu arada.
Bu konuyu Hakkı İskender ile yaptığımız görüşmede de açık yüreklilikle paylaştım. Anlayış göstereceğine de inandım. Fakat bu olay vesilesiyle değinmek istediğim daha önemli bir mesele var.
İlçelerde gazetecilik yapmak, uzaktan göründüğü kadar kolay değildir. Çoğu zaman insanlar bize geliyor ve aynı cümleyi kuruyor: "Benim ismimi yazmayın... Fotoğrafımı kullanmayın... Ama şu olayı mutlaka haber yapın."
İyi de neden?
Yaşadığınız sorunun arkasında durmaya cesaret edemiyorsanız, gazeteciden tek başına kahraman olmasını beklemek ne kadar doğru? Gazeteci kamu adına konuşur, araştırır ve yazar. Ama toplumun da kendi sorununa sahip çıkması gerekir.
Bir başka konu ise basına bakış açısı...
Ne yazık ki bazı insanlar gazeteciliği sadece bir haber paylaşmaktan ibaret zannediyor. Oysa bu iş; emek ister, zaman ister, fedakarlık ister. Sahada geçirilen saatleri, yapılan kilometreleri, gece yarısı yetiştirilen haberleri kimse görmez. Ama yapılan küçücük bir hata günlerce konuşulur.
Daha da ilginci...
Sokak aralarında basını eleştirenlerin büyük bölümü, o eleştirileri gelip yüzümüze söylemez. Farklı ortamlarda konuşur, farklı masalarda yorum yapar. Oysa bizim kapımız da açık, telefonumuz da açık.
Bir yanlışımız varsa gelin söyleyin. Bir eksiğimiz varsa birlikte düzeltelim. Çünkü dedikodu hiçbir sorunu çözmez.
Bir konuya daha açıklık getirmek istiyorum.
Basın kuruluşları hayır kurumu değildir. Verilen ilanlar, abonelikler ya da destekler; bir gazeteyi satın aldığınız anlamına gelmez. Hiç kimse, "Ben destek oldum, artık istediğim haber yapılacak" düşüncesine kapılmamalıdır. Gazetecilik siparişle yapılmaz. Kalem, para verenin değil; vicdanın ve doğrunun yanında durduğu sürece anlam taşır. Biz de bugüne kadar bunu yapmaya çalıştık.
Kimse bize gelip bu açıklamayı yaptım ismimle resmimle yayınlamadın diyemez. Bu yönden vicdanımız rahat.
Elbette eksiklerimiz olacak. Gözümüzden kaçanlar da olacak. Ama bilerek yapılan bir haksızlığın altında ne dün imzamız vardı ne de yarın olacak. Eleştiriyi kabul ederiz. Hatanın gereğini yaparız. Ama kimsenin baskısıyla haber yazmayız, kimsenin isteğiyle de haber saklamayız.
Çünkü gazetecilik; herkesi memnun etme mesleği değildir. Gazetecilik, gerektiğinde herkesi rahatsız etme pahasına gerçeğin peşinden gitme mesleğidir. Bizim tarafımız bugüne kadar değişmedi.
Bugünden sonra da değişmeyecek. Bizim tarafımız; kişiler değil, doğrulardır.
